1 Şubat 2010 Pazartesi

Giysiler

Geçen hafta İş Sanat'ın sergisinde dolandım şöyle bir.  İsmini hatırlayamadığım bir sanatçı arap harfleri ile keçe'den yapılmış giysi/kaftan tarzı süslemeleri protrelerin üzerine yereleştirerek sanat icra etmiş.  Görsel sanatından çok duvarda yazan yazı hoşuma gitti.  Giyinmeyi pek sevmem.  Özen göstermiyorum giydiklerime pek fazla.  Annem hep "karşındakine saygıdır iyi giyinmek der".  Neden giyinmeyi çok da sevmediğimi açıklıyor biraz bu yazı:

"...Çıplak insanın üzerinde tek bir giysi vardır; derisi. Onun üzerine eklediğimiz herşey rollerimizin, imrenmelerimizin taşıdığımız basınçların ya da aidiyetlerimizin göstergeleridir. Bir anlamda giysi gönüllü bir mahkumiyet ya da taşınabilir bir hapishanedir. O örtülerle yalnızca tenimizi değil gerçeklerimizi de başkalarından saklarız. Bir metamorfoz iksiri olan giysiler giderek daha katı hiyerarşik sembollere dönüşürler.
Bu kez giysiler aracılığıyla sıçradığımız yerlerin tutsakları oluruz. Argomuza ustalıkla kattığımız bir mecaz olarak giyinmek ve soyunmak, "gibi olmayan" mahkum edilen insanın çaresizliği ince bir alayla vurgular...

...Kundak ve kefenin hakikiliği arasındaki tüm evrelerin giysileri, yaşam içindeki konum ve duruşlarımızın görüntüleri, sembolleridir. Akıl, yaratıcılık ve delilik sınırları arasındaki kıl payı ayrımın üniformalarıysa kuşkusuz deli gömlekleridir. Kolları o denli uzun olmasa da bir giysinin bizi bağlayan sahtelikleirnden kurtulduğumuz ölçüde "insan" olmaya soyunuruz..."

Mevlana'nın dediği laf da çok hoşuma gider: "ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün"

Marka giyinmek, statu belirleyen kıyafetler, şekilcilik, bunlar hepsi yaşamın binbir kuralından birkaçı.  Yine oyunu kurallarına göre oynayıp blog'umu sonlandırıp, kuralına göre oynamaya devam edeceğim. 

Sevgiler hepinize...

Hiç yorum yok: